Genel, Yurt Dışı Gezi Yazıları

Turist gibi gezip İspanyol gibi yiyip içmek

 

İspanya’yı ikinci ziyaret edişim sokakların, restoranların, parkların ve manzaraların bolca tadını çıkardığım keyfe keder bir gezi oldu. Barcelona’dan Endülüs’e Sierra Nevada dağlarına doğru akıp giden yollar, zeytin ve portakal bahçelerinin yemyeşil manzaralarıyla buluşturdu. Bin kilometrenin üstünde araç yolculuğu, her gün ortalama 10 bin adımlık şehir gezileri; yol üstlerinde, şehir mekanlarında bolca yemeli içmeli geçti. Bir İspanyol gibi yiyip içmenin bedelini döndüğümde mide ağrıları çekerek ödedim ve bir süre perhiz yapıp mideyi dinlendirmek zorunda kaldım : )

 

El Hamra Sarayı

 

Barcelona’dan trenle Valencia’ya oradan araçla, Endülüs izlerinin en güzel yansıdığı Granada’ya indik. Yıllar önce İspanya gezimde, bir daha buralara yolum düşerse geleceğim ilk yer Granada olur demiştim, yeni bir yılı burada karşılamak şahane bir sürpriz oldu. Granada meydanında, üzümlerle (geleneksel bir kutlama) şampanyalarla yeni yılı karşıladık; yılın ilk günleri ise Endülüs topraklarının muhteşem atmosferinde geçti.

 

Sacromonte

 

GRANADA

İspanya’nın güneyinde yer alan Endülüs kenti Granada, Sierra Nevada dağlarının yanında konumlanmış. İslam mimarisinin ulaştığı en güzel örnek olarak kabul edilen El Hamra Sarayı, bölgenin en turistik noktası. Granada’ya hakim bir tepe üzerine kurulan ve dışarıdan hantal bir görüntüye sahip yapı, içeride eşsiz bir güzelliğe sahip. Tamamlanması yüzyılları bulan ve birçok Arap Sultanına ev sahipliği yapmış bu saray, dünyada en çok ziyaret anıtlardan biri.

 

Sacromonte

 

Granada’nın Dünya Kültür Mirası Listesindeki Roman Mahallesi Sacromonte, El Hamra Sarayı’nın karşındaki tepede yer alıyor. Mağaraların içindeki mekanlarda flamenko şovları yapılan bu mahallenin renkli sokaklarında dolaşmak, El Hamra’ya karşıdan bakmak pek zevkli. Aşağı doğru inip tarihi sokaklarda geçen günün ardından El Hamra’nın arka yamacından gün batımını izlemek bu gezide en sevdiğim eylemlerden biri oldu.

 

Murcia

 

MURCİA

Endülüs topraklarından ayrılıp Sierra Nevada dağlarını ardımızda bırakarak Murcia Özerk Bölgesinin başkenti Murcia’ya doğru yol aldık. Şehri yeni ve eski olarak ikiye ayıran Segura nehri üzerinde kurulu Murcia; Barok tarzı kiliseleri, mimarisi ve tarihi sokaklarıyla oldukça etkileyici bir yer. 18. YY.’dan kalma müzelerin, devasa kiliselerin yer aldığı eski şehri yürüyerek keşfetmek ve kapalı pazarda yöresel yiyeceklerden tatmak şehri kısa sürede anlamak adına güzel bir gezi. Murcia, ayrıca özel tasarım kıyafetlerin, eşyaların yer aldığı mağazalarıyla da alışveriş için pekçe ziyaret edilen bir yer.

 

Alicante

 

ALİCANTE

Valencia Özerk Topluluk Bölgesinde yer alan Alicante, etrafı dağlarla çevrilmiş Akdeniz ikliminde turistik bir şehir. Asansörle, şehrin her yerine hakim Santa Barbara Kalesi’ne çıkıp şehirle bütünleşen marinayı, plajları, tarihi bölgeleri ve şehrin ardındaki dağları izledim. 166 metre yükseklikteki Benacantil Dağı’nın tepesine inşa edilen kale 9. YY’da Müslümanlar tarafından yapılmış.

Kaleden aşağı sallanan patikayı takip ederek tarihi sokaklara, şehrin kalbindeki Santa Maria Kilisesine, kapalı pazarlara ve sahile kadar uzanan bir gezi yaptım. Alicante, yöresel yemeklerin ve şarapların tadılabileceği birbirinden güzel restoranlara sahip.

 

 

Milli parkları, şehir parklarını, balkonlardaki caddelerdeki bitkileri incelemek bir şehri okumak için gezilerde en sevdiğim uğraşlardan biri. Murcia ve Alicante’deki ficus macrophylla (kauçuk) ağaçlarının devasa gövdeleri ve dalları bu gezide beni en çok etkileyen doğa unsuru oldu.

 

Valencia

 

VALENCİA

Alicante’den başka bir deniz şehrine, ülkenin en büyük limanına sahip Valencia’ya uzandı yollar. Katalan bölgesinde yer alan Valencia; plajları, tarihi ve modern mimariyi aynı alanda buluşturan şehir yapısı ve Bilim Sanat Merkezi ile hem turistik ve kültürel bir şehir.

Arkadaş ziyaretleri için bulunduğum Valencia gezim, eski şehirdeki restoranlarda yemek yiyip pazarları gezerek ve gün boyu sahillerde gezinerek geçti.

 

 

YEME İÇME MESELESİ

Tüm bu gezi boyunca İspanyolların yeme içme kültürlerine ayak uydurmak biraz zor oldu. İspanyollar gün içinde küçük öğünler ve saat 21.00 gibi başlayan akşam yemeğiyle günde dört öğün yiyor. Özellikle öğle ve akşam yemekleri uzun zaman ayrılar, sohbetin bitmediği sofralar.

Sabah kahve, portakal suyu, kızarmış ekmeğin üzerine rendelenmiş domates ve zeytinyağı, salamlı tostla başlayan kahvaltı; et menüsünden oluşan bir öğle yemeğiyle devam ediyor. Öğle ve akşam yemeği arası siesta zamanı olduğu için nerdeyse tüm restoranlar kapalı. Akşamüstü tapas ve pinchos atıştırmalıklarının yanında bolca şarap bira içiliyor; hatta öğle yemeklerinde de. Restoranlar 20.00 gibi akşam yemeği servisine başlıyor ama İspanyollar öncesinde birkaç kadeh içki alıp akşam yemeğine 21.00 gibi geçiyor. Başlangıçlar, ana yemek, tatlılar, içkiler, coşkulu sohbet derken gece yarısı oluyor.

 

 

 

İspanya gezim boyunca günler böyle geçti. Et yemememe rağmen gün boyu mideyi yormak, her yemeğin yanında yöreye özgü bir şeyler içmek ve gece yarısına kadar mideye bir şeyler doldurmak; akşam yemeğini 19.00’da yiyen birisi olarak midemi isyan ettirdi ve son günlerim biraz sancılı geçti.

Uzun yıllardır İspanya’da yaşayan arkadaşlarıma böyle bir beslenme alışkanlıklarına göre gece nasıl uyuduklarını ve sabah işe nasıl gittiklerini sordum ve cevap ‘siestalar bunun için var’ oldu : )

Endülüs mutfağı çorbası gazpacho, etli etsiz tercihleriyle atıştırmalık tapaslar, baharatlı sosla hazırlanan patates bravas, İspanyol omleti tortilla; deniz ürünleri, et ve sebzeli çeşidiyle safranlı pilav paella, halka tatlısına benzer çikolata sosuna batırılıp yenilen churros; en lezzetli ve kendi mutfaklarına has yemekler.

 

 

Futbol kulüpleri, boğa güreşleri, Flamenko dansı; Picasso, Dali, Hemingway, Cervantes, Buika, Antonio Banderas, Penelope Cruz gibi sanatçıları ve yazarları ile ünlü; ayrıca Avrupa ve Akdenizliliği güzelce sentezlemiş İspanya, fırsatım olursa tekrar gideceğim bir ülke.

Kaliteli şarapların elde edildiği üzüm bağları, en lezzetli zeytinlerin yetiştirildiği zeytin bahçeleri; şehir merkezinde palmiye ve portakal ağaçlarının sıralandığı yeşil atmosferi ve sakin yaşamı seçmiş insanları ile İspanya mutluluk dolu bir Akdeniz havası estiriyor.