Yurt Dışı Gezi Yazıları

Petra

Yollara yeni yerlere hasret olduğum bir dönemde, iş yerimin ücretsiz izin kararıyla ani bir plan yapıp kendimi Belgrad’da buldum. Belgrad gezisiyle başlayan hikaye; İstanbul, Olimpos, Finike, Fethiye ziyaretlerine, Geyikbayırı’nda doğanın kalbinde yoga kampından Orta Doğu topraklarındaki Ürdün’e; 6 haftada, apansız karşıma çıkan planlarla geçti. Petra’ya geldiğimde ise tüm bu yolculukların amacı burada olmak gibiydi; o anki hissiyatımı anlamak, orada olmanın manasını algılayabilmek için zaman dursun istedim, aklıma gelen tek şey ise Rumi’nin bu dizeleri oldu;

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi,  
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

El Hazne

 

2007’de Dünyanın Yeni 7 Harikasından biri seçilen ve UNESCO Dünya Kültürel Mirası Listesinde yer alan Petra, Ürdün’ün güneyindeki Vadi Musa bölgesinde çöl kayalarına oyulmuş bir antik kent.

2000 yıl önce Nebatiler tarafından kurulan ve önemli bir ticaret kavşağı olan kent, 100 kilometrelik bir alanda tapınak, antik tiyatro, mezar ve sunaklardan oluşuyor. MÖ 400 – MS 106 yılları arasında Nebati Krallığının başkenti olan kent, Roma istilası ve depremlerin ardından ihtişamını kaybetmiş. Arabistan, Mısır, Hindistan, Yunan ve Roma’yı birbirine bağlayan Nebatiler, baharat ve tütsü ticareti sayesinde çok zenginleşmişler ve dillere destan bir kent olmuşlar. Ticarette olduğu kadar mühendislikte de başarılı olan Nebatiler, suyu yönlendirmenin, tutmanın yolunu bulmuşlar ve yeraltı sarnıçları sayesinde çöl ortasında yıl boyu su kullanabilmişler.

1812’de İsviçreli kaşif Johann Burckhardt tarafından tekrar keşfedilen kent, 19.YY’dan itibaren Batılı gezginlerce ziyaret edilen bir yer olmuş.

 

Ürdün’ün başkenti Amman’dan Petra’ya varmak üç buçuk saat sürüyor. Yolculuk boyunca, tek renk ve dokudaki uçsuz bucaksız çöl topraklarının derinliğini izliyorum. Kavurucu güneşin altında atla kısa bir yolculuk yapıp boz topraklardan gül kurusu kayalıklara varıyorum ve Petra’nın girişinde Siq Yolu başlıyor.

Siq

 

Depremlerle yarılmış, yıllarca akan sellerle oluşmuş yaklaşık 2 km uzunluğundaki Siq Yolu Petra’nın en derin kanalı. 100 metre derinliğindeki kanyon yer yer daralıyor, gül kurusu rengindeki kayalar güneş ışığıyla farklı renklere bürünüyor. Kanyonun sonundan gelen serin hava, yankılanan at arabası sesleri ve yukardan süzülen güneş ışığının kayalar üzerindeki renk oyunu inanılmaz bir atmosfer yaratıyor. Ve yolun sonunda daracık bir açıdan El Hazne görünüyor…

 

 

Petra’nın parlayan tacı El Hazne’nin yapılış sebebiyle ilgili farklı görüşler olsa da hiçbiri kesinleşmiş değil. Ön cephede Yunan mitolojisindeki Amazon Savaşçıları, Mısır Tanrıçası, İsis’in Tacı, Medusa başı, hayvan figürleri, eğreti otu desenleri var; altında ise dört gömü odası var. Bu gömüde 1993 kazılarında kemikler bulunmuş ve buranın 4. Aretas’ın ailesi için yaptırdığı mozole olduğu düşünülüyor.

Öndeki sütunlar dahil yukarıdan aşağı doğru yekpare kayadan oyulmuş El Hazne, insan eliyle yapılmış en büyüleyici yapı. 39 metre yüksekliğindeki El Hazne; heybeti, işlenişi ve rengiyle öyle etkileyici ki karşısına oturup uzun süre izliyorum, her detayına bakarak zihnime kazımaya çalışıyorum.

Tiyatro

 

El Hazne’nin devamında yer alan 7000 kişi kapasiteli Roma Tiyatrosu, kayaların içi oyularak yapılmış. Roma Tiyatrosunun karşında kaya mezarları yer alıyor. Royal Tomb olarak adlandırılan 5 Kraliyet Mezarı oldukça görkemli ve etkileyici.

Royal Tomb

 

Tiyatronun devamında sütunlu Roma Yolu geliyor. Döneminde şehrin merkezi olan bu alanda, baharat ve tekstil ürünlerinin satıldığı pazar yeri binlerce tüccara ev sahipliği yapmış. Yolun hemen yakınında Bizans Kilisesi, şehrin devamında ise Qasr Al Bint Tapınağı, El Deir Manastırı yer alıyor.

 

100 kilometrelik bir alana kurulmuş yüzlerce anıt, mezar, sunak, tapınak ve yapıların yer aldığı Petra’yı bir günde gezmek, anlayabilmek imkansız.

Petra’ya bir gün ayırabildiğim için aklımda yarım kalmış bir gezi olarak kalıyor; fakat farklı kıtalarda kültürlerde bugüne kadar gördüğüm en büyüleyici yer olma özelliğiyle zihnime kazınıyor.