Doğa Yazıları

  Adam Kayalar’da Fantastik Bir Yürüyüş

 

Antalya şehir merkezinde yerleşik düzene geçtikten sonra uzun yıllar gruplarla doğa yürüyüşlerine katıldım. Gide gele öğrendiğim birkaç parkur bana bireysel olarak yürüme ve yeni parkurlar keşfetme cesareti verdi.

Köprülü Kanyon Milli Parkı sınırları içinde yer alan, ormanlar arasından yükselen konglomera yapılarıyla fantastik bir dünya sunan Selge parkuru, bu keşifler arasında en sevdiklerimden.

Manavgat ilçesine bağlı Altınyaka Mahallesinde yer alan Selge, Antalya’ya yaklaşık 110 Km uzaklıkta ve alana Köprüçay Irmağını takip eden yol boyunca ulaşılıyor. Pisidya bölgesinin önemli kentlerinden biri olan Selge’den günümüze ulaşan en sağlam yapı M.S. 3 yüzyılda restore edilen tiyatro.

Selge aynı zamanda birçok endemik canlı türünü barındıran ormanlara, oluşumu itibariyle peri bacalarına benzetilen ve adam kayalar olarak adlandırılan doğa harikası bir jeolojik oluşuma sahip.

Konglomera taş yapısı kum ve çakılların basınçla birleşmesi ve zamanla sertleşmesi sonucu oluşan bu kayalar, Antik Çağ’da özellikle sağlam olması istenen sütun gibi yapılarda kullanılmış.

Selge Antik kenti ile iç içe olan Altınkaya Köyündeki evlerin çoğu 1. Derece Arkeolojik Alan içerisinde yer alıyor. Köyde tarla olarak kullanılan terasların antik çağdan günümüze geldiği tahmin ediliyor.

Aspendos’dan başlayıp Isparta’ya kadar uzanan Aziz Paul (St Paul) Yolu bu köyden geçiyor. Aziz Paul ve arkadaşlarının Hristiyanlığı yaymak amacıyla yaptıkları yolculuk nedeniyle Aziz Paul Yolu olarak isimlendirilen yürüyüş yolu, Torosların doğal güzelliklerini yürüyüşçülere doyumsuz bir manzarayla sunuyor.

SELGE ANTİK KENTİ – DELİ SARNIÇ PARKURU

Köprüçay’ın yemyeşil yollarını geçtikten sonra kayalar adeta boyut değiştirmeye başlıyor ve etrafımızı adam kayalar sarıyor. Selge Antik Kenti’nin hemen arkasından yürüyüşe başlıyoruz. Antik kentten Deli Sarnıç’a uzanan yürüyüş parkuru aynı zamanda işaretlenmiş olan St Paul yolunu kapsıyor. Bölgede farklı uzunluklarda başka parkurlar da var.

Tarla olarak kullanılan terasların arasından geçerek derin bir vadiye doğru yol alıyoruz. Etrafta bolca inek, keçi, kaplumbağa ve sincaplardan başka canlıya rastlamıyoruz. Boya ve taşlarla işaretlenmiş parkur derin bir vadiden devam ediyor ve ilerledikçe artan adam kayalar bizi fantastik bir dünyaya çekiyor. Yürüyüş boyunca kayaları insan yüzüne, mantara ve birçok şeye benzeterek kendi halimde eğleniyorum.

Vadiden akıp gelen rüzgarın uğultusuyla kayalar arasında devam eden yürüyüşümüz hiç kimseyle karşılamadan, hatta hiç konuşmadan akıp gidiyor. Adam kayaların sırtıyla bütünleşmiş birkaç ev görüyoruz, etrafta bolca ceviz, dut, çam ağaçları var; fakat hiçbir yaşam belirtisi yok.

Bir dağ yamacının uçurumundan devam eden parkur antik çağlardan beri su deposu olarak kullanılan Deli Sarnıç’a varıyor ve burda kısa bir mola veriyoruz. Sarnıcın yanındaki evden sesler geliyor ve su bahanesiyle gidip bahçede çalışan kadınlarla sohbet ediyoruz.

Aracı antik kente bıraktığımız için aynı parkurdan dönüş yoluna koyuluyoruz. Aynı parkuru başka bir açıdan farklı manzaralarla takip ederek bu sefer daha kısa bir sürede bitiriyoruz.

Derin sessizlikte, adam kayaların büyülü atmosferinde tamamladığımız 18 Km’lik parkur; tüm güzel etkisiyle bedenime, ruhuma adeta şifa oluyor.