Doğa Yazıları

Doğada sürdürülebilir bir yaşam

Kırsala dönüş, ekolojik yaşam, kompost ve geri dönüşüm gibi kavramlarla bundan 8 yıl önce, Bulgaristan’da bir projede gönüllülük yaparken tanışmıştım. Milli parkta düzenlenen bir doğa kampında kompost yapmayı öğrenmiş, çocuklarla atölye çalışmaları yapmıştık. Benim projedeki görevim fotoğraf ve haber işleri olduğu için işin kıyısından köşesinden bulaşsam da ekolojik çalışmalar için gönüllülük yapan Litvanyalı proje arkadaşım Raminta’dan birçok şey öğrenmiştim. Evde tüm çöpleri organik ve inorganik olarak ayırıyorduk. Çocukluğumun geçtiği bahçeli evde yemek artıklarını tavuklara vermemiz, sebze meyve artıklarını bahçeye bırakmamız ile Bulgaristan’da karşılaştığım kavramlar arasında ne fark vardı?

Hayatımda önemli bir yeri olan Bulgaristan’da gönüllülük deneyiminden sonra, doğa içinde büyümenin de getirdiği kodlamalarla; tüm bu alışkanlıklar şehir hayatımda da devam etti. Dört bucak seyahatler, doğa için çalışılan bir iş, derken ‘kırsala dönüş, ekoloji, doğa yaşam’ gibi kavramlar yine gündemime geldi oturdu ve bu kavramları hayatına dahil etmiş insanlara, gruplara çıkar oldu yolum; Flora Akdeniz Bahçesi de bu güzel karşılaşmalardan biri…

Yağmurlu bir hafta sonu, sis çökmüş Beydağları arasındaki yolları aşarken yol arkadaşım Yılmaz ile hem birbirimizi tanımaya çalışıp hem de ‘sağlıklı yaşam, ekoloji, geleneksel gıda’ gibi birçok kavram hakkında konuşarak güzel bir yolculuk geçirdik. Beycik’e vardıktan sonra, çam ağaçları dizilmiş, turuncu yapraklarla bezenmiş patika bizi Flora Akdeniz’e ulaştırdı.

Ormanın göbeğine kurulmuş bir yaşam alanı ve hayatını bu alana emek vererek geçiren Ayşe ve Selahattin’in serüveni beni epey meraklandırdı. Buraya nasıl geldiler, hayallerini gerçekleştirirken neler yaşadılar, yıllarca böyle bir alanda yaşamak nasıl bir his; aklımda sorular sorular… Yağmurla yıkanmış ışıl ışıl doğa ve puslu dağ manzarası camdan bizi izlerken sobanın başında çaylarımızı yudumlayıp ışık saçan bir hikayenin içinde buldum kendimi.

1992’de İstanbul’dan ayrılıp 1993’te Çıralı’da bir köy evini kiralayarak kurdukları Flora Pansiyon’un bahçesinde Sağlıklı Yiyecekler Mutfağı’nı işleten Ayşe Dirikman Kalıpçı ve Selahattin Kalıpçı; organik tarım, yiyeceklerin iyileştirici etkisi, şifalı bitkiler, botanik üzerine okumalar çalışmalar yapmışlar.

Akdeniz ikliminin zengin bitki örtüsünü yaşatabilecek doğru toprağı bulmak için Akdeniz Bölgesi içinde toplam 80.000 km yol yapıp 2007’de yolu tamamlayan çift, Akdeniz Flora projesini hayata sokmuş.

Antalya’ya 70 km uzaklıktaki Beycik yöresinde bulunan çam ormanının içindeki Akdeniz Flora; servi, keçi boynuzu ve yaban armudu ağaçları, mersin, zakkum gibi çalılar ile pek çok soğanlı, mevsimlik çiçekler ve aromatik bitkilere ev sahipliği yapıyor.

Doğal kaynakları uzun vadede sürdürülebilir kılacak önlemler almayı öncelikli kılan bu projenin uygulama aşamasında; atıklar minimum düzeyde tutulup organik olanlar kompost olarak yeniden değerlendiriliyor, kaynakların ekonomik kullanımı gözetilerek rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları mümkün olduğunca kullanımına çalışılıyor, kendi kendine yeten bir sistem oluşturarak doğadan alınan ona fazlasıyla geri verme yönünde bir çaba sergileniyor.

Hayallerini gerçek ve sürdürebilir kılmanın mutluluğuyla hikayelerini anlatan Ayşe ve Selattin, uzun yıllar süren deneyim ve birikimlerinden sonra böyle bir planı hayata geçirmiş olmalarına rağmen yaşadıkları sıkıntılara da değiniyorlar.

‘Kırsalda yaşam’ hayallerini ve buna bağlı yaşam şeklini şu anki kadar konuşulmadığı yıllarda çoktan hayata geçirmiş olan Ayşe ve Selahattin’in deneyimlerini dinlerken bir taraftan da kafamdaki sorulara cevap buluyorum. Onların ışık saçan hikayelerini umarım bir gün kendilerinden dinlersiniz.

Gönüllülük ağı Tatuta üyesi olan Akdeniz Flora, farklı ülkelerden ya da şehirlerden gelen gönüllülere ve bu ruha sahip olan herkese kapılarını açıyor. Akdeniz Flora’yı bir gün ziyaret ederseniz, bahçedeki bitkilerden ya da gönüllülerin yaptığı ürünlerden satın alarak onların bu kıymetli projesine destek verebilirsiniz.

Soba etrafında sohbet uzayıp giderken alandaki işlerini bitiren gönüllülerin de katılmasıyla masamız iyice renkleniyor. Ayşe’nin yaptığı mis kokulu ekmeği sobada ısıtıyoruz, lezzet dolu yemekler her birimizin farklı hikayeleriyle buluşuyor.

Bulutlar dağılıp kıyı Beydağları’nın en yüksek dağı Tahtalı kendini gösterince kısa bir doğa yürüyüşüne çıkıyorum. Kompost yöntemi sayesinde, birçok ağaç ve sebze çeşidi kendiliğinden çıkarak bahçeye can vermiş. Kaktüs türlerinden şifalı bitkilere kadar bahçe bitki çeşitleriyle dolu. Meyve ağaçlarının ardından koca çamlar, serviler başlıyor. Sis çökmüş ormana doğru yürüyorum; yağmurun ardından doğa en parlak renklere bürünmüş, ağaçların gövdelerini yosun sarmış, kuşların çığlıkları yükseliyor…

Gözlerim bu fantastik manzaraya dalıp giderken kimilerimizin hayal ettiği dünyayı gerçek kılan insanları düşünüyorum. İçim yeşertiyor, bu mistik havaya, ormana mest olarak yürüyorum.