Türkiye Gezi Yazıları

Mardin’i yıldızlı damlarında sevdim 

Son yurt dışı gezimin üstünden bir yıl geçip yeniden yola çıkma isteğiyle kıvranırken, Dolar Euro artışından dolayı beni bir Balkan ülkesinin ya da vizesiz herhangi bir ülkenin kurtaramayacağını anladım. Doğa dolu gezilerimden bambaşka, hiç gitmediğim bir doğu şehri ararken gözüme çarpan yer Mardin oldu ve araştırdıkça başka bir ülke görme heyecanı kadar heyecan sardı içimi. Antalya’dan Diyarbakır, ordan üst üste değiştirilen otobüsler derken Eski Mardin’e varmam yarım günümü aldı…

Henüz ilk saatler, yine ‘Doğu’nun sebebini bilemediğim bir etkisi sarıyor beni. İçimde inanılmaz bir rahatlık ve yüzümde tebessümle sokaklarda gezinirken, yolum Kale’nin dibindeki bir restorana uzanıyor. Mezopotamya ovası gün batımıyla karanlığa gömülürken koca ova, yıldızlar ayaklarımın altındaymışçasına parlıyor. Restoranın damında herkes yere atılmış minderlerde oturuyor, bir ara bambaşka dillerde dönen bu sohbetlerin içinde buluyorum kendimi. Süryani şarabımı yudumladıkça damdan yükselen sesler, ışık dolu Mezopotamya ovasına yayılıyor ve bu damda anlıyorum Mardin’i ne kadar seveceğimi.

Eski Mardin

Tarihi 3000 yıl öncesine dayanan yukarı Mezopotamya’nın en eski şehri Mardin, İpek yolu üzerinde, Fırat ve Dicle nehirlerinin beslediği bir alanda yer alıyor. MÖ 2000 yıllarında Asur hakimiyetinde olan Mardin; Hitit, Urartu, Persler ve Sasaniler’in ardından Bizans hakimiyetine; Malazgirt Zaferi’nin ardından da Artuklu Beyliği’ne ve 1517’de ise Osmanlı’ya geçmiş. Kültürel zenginliği, farklı inançlarda bir arada yaşayan insanları Mardin’i rengarenk bir şehir yapmış.

Sipahiler Çarşısı

Mazı Dağının güney yamacına kurulu Mardin evleri, hiçbiri diğerinin manzarasını kapatmayacak ve sokaklar güneşin açısına göre hep gölge olacak şekilde yapılmış. Sarı kalker taşından yapılan evler yazın serin oluyor kışın sıcak tutuyor. İlk yerleşim Kale’deyken sonra surlar dışına ve eski Mardin’in karşı yamacına yayılmış, günümüzde ise iş ve yaşam alanı yeni Mardin olmuş. Eski Mardin’in ortasından geçen cadde boyunca sağlı sollu camiler, kapalı çarşılar yer alıyor. Ulaşımın eşeklerle sağlandığı merdivenli dar sokaklarında ise tarihi evler, kafeler, sanat atölyeleri yer alıyor.

Yüzyıllardır bir arada yaşayan, özel günleri ve birçok kültürleri harmanlamış Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve Süryaniler bu güzel birliği şehrin ruhuna yansıtmışlar.

GEZİLECEK YERLER

Eski Mardin’de gezilecek yerler birbirine oldukça yakın. Mezopotamya manzaralı, 600 yıllık bir konak olan Darius Konağı’na yerleşiyorum ve güneş sarı ovaları henüz aydınlatırken tarihi sokaklara karışıyorum.

SABANCI KENT MÜZESİ: Eski şehrin sonuna doğru tarihi bir Mardin evinden dönüştürülen Sabancı Mardin Kent Müzesi 2009’da kurulmuş ve şehrin kültürü, yaşamı, tarihi dönemleri ve eserleri ile tam bir etnografya müzesi. (Giriş 2 Lira)

Mardin Sabancı Müzesi

MARDİN KALESİ VE ZİNCİRİYE MEDRESESİ: Mezopotamya manzarasının en hakim olduğu 1600 yıllık Mardin Kalesi çalışmalar nedeniyle kapalı; fakat oldukça güzel bir manzaraya sahip gün batımı saatleri etrafında zaman geçirilebilir. 1385’te Artuklu Sultanı tarafından yaptırılan Zinciriye Medresesi hemen kalenin altında yer alıyor. (Giriş ücretsiz)

Zinciriye Medresesi

MARDİN MÜZESİ: 1895’te yapılan Süryani Patrikhanesi’nin müzeye dönüştürülmesiyle 2000’de hizmete açılan Mardin Müzesi; Asurlardan Bizansa, Artuklulardan Osmanlıya kadar Mezopotamya bölgesinin zengin kültürel arşivine sahip. Çocuklar ve ziyaretçiler için interaktif çalışmalar yapan müze, hemen girişteki darphanede para basımı ile sizi ortamın havasına dahil ediyor. Ben de Musul Atabeklerinin sikkesini basarak Mardin’e dair önemli bir anıya sahibi oldum. 627’de darp edilmiş Musul Atabeklerine ait paranın bir yüzünde, aile ve çocukların koruyuculuğunu simgeleyen Umay Ana simgesi yer alıyor. Ayrıca baskı atölyesinde de bir Süryani geleneği olan kök baskı yöntemiyle, bölgenin mitolojik karakteri şahmeran baskısı yaptım. (Müze Kart geçerli)

Mardin Müzesi

İnanç, ticaret, yaşam, beslenme, süslenme temalı sergiler bölgenin tarihine dair ne varsa işliyor insanın zihnine. MÖ 9 YY’ya ait Asurlular’ın meyve bahçesi satışı için verilmiş, bilinen en eski tapu senedinin de sergilendiği müzede beni en çok şaşırtan şey ise Sahte Eserler sergisi oldu.

Mardin Müzesi

Adeta açık hava müzesine benzeyen Mardin’de bir taraftan sokakları ve buradaki yaşamı keşfederken bir taraftan da tarihi yerleri geziyorum. Müzenin yanındaki Kültür Kafe ise geziye mola vermek ve yöreye özgü bir içecek olan reyhan ve kültür şerbeti için harika bir yer.

Şehrin üst kısmını bitirip tarihi camilerin ve çarşıların yer aldığı alt caddeye geçmeden önce, Seyri Merdan Kafe’de oturup gezeceğim yerlere yukardan bakıyorum. Çifte kavrulmuş kakuleli Mırra kahve içerek eski evlerin damlarındaki hayatları izliyorum. Adını, Arapça acı anlamına gelen ‘mur’dan alan Mırra kahvesi, cenazelerde acıyı paylaşmak için içiliyor ve kafelerde de servis ediliyor.

Kültür Kafe

ULU CAMİ ve ÇARŞILAR: 1176 yılında inşa edilen Mardin’in en eski camisi Ulu Cami üzerinde Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı’ya ait 16 kitabe var. Minare, Artuklu döneminde inşa edilmiş. Ulu Cami’nin etrafındaki çarşılarda bıttım sabunu, tütün, mırra fincanı cezvesi, kaçak ürünlerin olduğu dükkanlar ve bakırcılar var. Bu dar sokaklarda gezerken taşıma için kullanılan belediyenin eşekleri çıkabiliyor karşınıza. Ya da daracık bir sokak sizi beklemediğiniz bir manzaraya yönlendirebiliyor. Sipahiler Çarşısındaki Şahmeran ustası ve masal anlatıcısı Ebu Burak’ın atölyesi çıkıyor bir anda karşıma, hemen çay ikram ediyor, çalışmalarını inceleyip hikayesini dinliyorum.

Kalabalık çarşıdan uzaklaşıp Ulu Cami yanındaki Mezopotamya Kafe’nin damında Süryani kahvesi içerken sapsarı, bomboş ovanın sessizliğiyle dinleniyorum.

KASIMİYE MEDRESESİ: Eski Mardin’in alt tarafında yamaca kurulmuş Kasımiye Medresesi uçsuz bucaksız Mezopotamya manzarasına hakim. 13. YY’da Artuklular tarafından yapımına başlanan medresenin en etkileyici özelliği avlusundaki havuzu. İslam felsefesine göre doğumdan ölüme kadar geçen evreleri temsil eden havuzun en üstteki ince bölümü çocukluğu, gençliği; uzun oluk yaşlılığı, suyun toplandığı havuz ise mahşeri temsil ediyor; sonrası ise Mezopotamya ovasında son buluyor. (Giriş ücretsiz)

Kasimiye Medresesi

DEYRULZAFARAN MANASTIRI: Bir zamanlar etrafında bolca safran yetiştiği için adını safrandan alan manastır Eski Mardin’e 5 km uzaklıkta. Süryaniler tarafından hala kullanılan manastırda MÖ 3000 bin yılına ait Güneş Tapınağı, 13. YY ait İncil Sayfası, 640 yıllık Patrik Kürsüsü yer alıyor. Ölen din liderleri, İsa’nın doğudan yükseleceğine inanıldığı için yönleri doğuya dönük, oda şeklindeki mezarlara oturtturularak gömülüyor. Boz bir yamaca oturtulmuş, heybeti ile oldukça etkileyici bir görünüşe sahip manastır rehber eşliğinde gezilebiliyor. (Giriş 10 lira)

Deyrulzafaran

DARA MEZOPOTAMYA HARABELERİ: Dara Harabeleri dokusu ve atmosferi ile bugüne kadar gördüğüm en ilgi çekici antik kentlerden biri. Eski Mardin’e 30 km uzaklıkta, Mardin Suriye sınırına yakın Dara köyünde yer alan Dara Harabelerinin tarihi MÖ 1 YY dayanıyor. Verimli bir alanda olduğu için Roma ve Pers devletleri arasında sürekli el değiştiren şehir, Sasanilerin hakimiyetinden sonra Artuklu Beyliğine bağlanmış. Ana kayanın yontulmasıyla yapılan kaya mezarları Pagan kültürünü yansıtıyor. Bir bölümde de toplu mezarlar, eski vaftiz teknesi sergileniyor. Harabelere giriş ücretsiz, gezerken bilgi almak için alanın girişindeki gönüllü rehberler yardımcı oluyor. (İnstagram: sinandaraaba )

Dara Mezopotamya Harabeleri

Et yemediğim için size kaburga dolmalarını anlatamayacağım fakat Mardin’de etsiz ne yenir diyorsanız, seçenekler aç bırakır cinsten; birçok fırında Mardin çöreği, Süryani çöreği, Del Mar Restoran’da Artuklu salatası, babagannuş gibi yöreye özgü etsiz yemekler tadabilirsiniz. Mardin’in romantik gecelerine renk katan Süryani şarabı ise butik dükkanlarda satılıyor. Ararat Şarap Evi’nde tadım yapıp şarap alabilirsiniz.

Bu gezinin tüm büyülü havasını taçlandıran yer ise Sinek Teras. Mezopotamya ovası ışıklara bürününce Sinek’te şarap içmek ve mekanın güzel insanları ile sohbet etmek gezinin yerel ruhunu yakalamak için bir fırsat.

Bir şehri bir haftada anlamak elbette zor ama gezi süresince tanıştığım sevgi dolu insanlar, damlarda geçen yaşam, sosyal kültürel hava beni öyle içine çekti ki bir kez daha içimdeki ‘Doğu’ sevgisi ile karşılaştım. Gezimin son gününde, bir şehri daha insanlarıyla sevmenin mutluluğu ve ayrılıyor olmanın hüznüyle; kısacık sürede edindiğim dostlarla vedalaşarak ayrıldım.