Türkiye Gezi Yazıları

Sıra geldi Salda Gölü’ne

Uzak mı uzak diyarları merak etmekten burnumun dibini göremediğim zamanlar oluyor yahut da çok uzaklara gitmeye halimin olmadığı, bir nefes mesafeye erişivermek istediğim zamanlar.

Doğa harikası olduğunu bilmeme rağmen yolum hep kapalıydı Salda Gölü’ne. Motorla seyahati pek seven bir arkadaşımla bir araya gelince aklımıza gelen ilk yer Salda oldu ve hemen bir rota oluşturduk.

Beydağları’nı arkada bırakıp Burdur’un servi, söğüt ağaçları sıralı yollarından Salda’ya ulaşmak bile kendi başına nefes kesen bir gezi.

Göller diyarı bu coğrafyanın bereket dolu topraklarını yararak Salda Gölü’ne varıyoruz. Göl suyu pek bir şeffaf, sahil bembeyaz ve ormanlık alanlar epey geriden başlıyor. Orman ve denizin öpüştüğü toprakların insanı olarak bu şeffaflık ve boş alanlar pek bir çıplak geliyor.

Biz bu gezideyken, alan için büyük bir risk oluşturan Salda Müzik Festivali’nin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği tartışılıyor, manzaranın büyüsünden koptuğumuz anlarda bu konuyu konuşuyoruz.

Özel kum ve kil yapısına, zengin flora fauna çeşitliliğine sahip göl SİT alanı özelliğiyle korunuyor. 42 kilometrelik kıyı şeridine sahip gölün sadece tabiat parkı olarak belirlenen alanının gerçek anlamda korunduğunu görüyoruz. Halk plajında işletmeler var ve çadır kurulabiliyor, hemen ötesindeki tabiat parkında giriş çıkışlar kontrol ediliyor, girişler ücretli ve kamp yapmak yasak. Saldivler olarak adlandırılan en popüler sahili Jandarma ara ara gelip kontrol ediyor; fakat koruma altında olduğuna ya da kamp yapılamaması gerektiğine dair hiçbir bilgilendirme yok. Burada kamp yapanlar da kamp yapmanın yasak olduğunu ertesi gün ya da akşam jandarma gelirse öğrenebiliyor ya da kazara köyden birisiyle sohbet ederse; yaşadık ordan biliyorum…

Gölün şeffaflığı ve sahilin beyazlığı bütünleşmeye başlıyor ve çadırımızı kurup gün batımının muhteşem anları için yerimizi alıyoruz. Derin sessizlik içindeyiz, gölden yükselen çığlık çığlığa kuş sesleri iç ürpertiyor. Kuşların, börtü böceğin kıpırtıları çadırın içindeymiş gibi geliyor.

Gökyüzünün, gölün ve sahilin bir bütün olduğu, gümüş rengi bir güne uyanıyorum. Güneş yükseldikçe kuşlar da türlü türlü ötüşlerle eşlik ediyor. Tek göze batan şey suda ve karada gezinen simsiyah yılanlar. Alanı işgal etmemiz karşılığında bir faydamız dokunsun diye kıyıdaki çöpleri toplarken poşetin içinden bile yılan çıkıyor. Ama ortam o kadar sakin ve dingin ki hiç korku yok içimde.

Bu fantastik ana nefes dolu bir yoga ile dahil olup yılanlara aldırmadan bırakıyorum kendimi buz gibi suya. Saatlerce sadece beyaz ve gri renklere bakıyor olmak değişik bir duygu hissettiriyor.

Salda’nın etrafında motorla tam bir tur atıyoruz ve ömrüm boyunca gezdiğim yerlere, muhteşem kamp deneyimlerine bambaşka bir anı daha eklemiş olarak ayrılıyorum gölü ve servi dolu yolları ardımda bırakarak.